19 Kasım 2009 Perşembe

Asya ve Avrupa'yı Birbirine Bağlayan Bir Yarımadadır

+ Almanya'da kış zordur. Bu yüzden, herşeyi önceden tasarlamak zorundaydılar. Bu, Almanlarda tasarım fikrini geliştirdi. İngilizlerin ülkesi ufaktır. Bu yüzden başka ülkelere çık gittiler. Bu da denizciliği ve bilimi geliştirdi. İsrailde ise toprak ve su azdır. Bu yüzden yeni sulama teknikleri buldular. Amerika, Avrupa'ya uzaktır. Uzaktan denetim sağlayabilmek için enformatik sanayini geliştirdiler.

- Peki biz ne geliştirdik ?

+ Hiçbişey. Çünkü biz jeo-politik açıdan çok önemli bir ülkeyiz...

Behiç Ak, Cumhuriyet, 28.03.2001

---

Yarınki sınava dair, sayfalarca makaleden geriye kalan.
Esasında karikatür.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Türkiye'de Sanat

İFSAK & TFSF destekli, İBB'nin bir yarışması vardı. Bugün açıklandı. 29 ekim kutlamaları dahilinde boğazdaki gösteriler üzerine. Benim katılıp hiçbir şey alamadığımı koyalım bir yana. Yani evet ucundan bir şeyler kazanmayı beklemiyor değildim ama çok da önemli değil. Konumuz, asıl beklediğim şeyin olması. Malesef. Öyle ki torpil tamam olabilir hangimiz sevmeyiz bile diyeceğim ama evet şu fotoğrafın 1119 fotoğraf arasından 3.seçildiği yarışmanın da bi tarafına sıçayım.



Ek: Bu da ikincilik ödülü alan Zeka Sağlam'ın biografisinden gelsin...

2005-2006 yıllarında İFSAK Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı ve 2007 yılında TFSF-Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu İFSAK delegesi oldu.

17 Kasım 2009 Salı

Cevriye Hanım



er ya da geç, zaje strikes back :)
Aman Cevriye Hanım, kuzum Cevriye canım

16 Kasım 2009 Pazartesi

Azim İstek Hırs Hayvanoğlu Hayvan

Şunu görünce aklıma geldi, dayanamadım. Lise son, ilkbahar. Mart, bilemedin nisan. O kadar yoktur ama. Sene başında oraya gitmeme sebep olmuş her türlü kişiye lanet ediyorum her sabah serviste. Başka çaren yok o ayrı. Koridorda attığım her adım, üzerimdeki her göz, tuvaletlerde bile yapılan geyikleri ispiyonlayan her kulak batıyor. Böyle bir okulda kafamı dinleyebildiğim tek yer, kornerden gelen topa gelişine çivileyebildiğim futbol anları. Hazırlık dahil 90 kişi yokuz zaten, haliyle çok zorlamadan okul takımındayım. Tarabya'daki Metin Oktay tesisleri olsun, okuldaki saha olsun bir kaç ay güzel şekilde hazırlandığımıza inanıyoruz ilk maça.

Maç günü, rakip hocayla bizimkisi telefonda. Yer tarifi alıyor. Apayrı bir sahada buluyoruz kendimizi. Doğrusuna giderken makara, "ulan bunlar korktu farklı yeri söylüyorlar". Sahaya çıkıyoruz, bilmemne endüstri meslek lisesi. Abi diyesim geliyor rakibe, bizden ufaklarmış meğer. Toprak saha, kanattan kanada açtığı bir topu anca izlemekle yetinirken ben 3-0 falan oluyor 10.dakikada. Ciğerim patlamak üzere, top niye bu kadar sekiyor, ben neden ayakta duramıyorum. O ana kadar kazandığım tüm şampiyonluklar, toprağa gömülüyor bacaklarla birlikte. Bizim hoca, yapmayın beyler hadi hudu dese de, rakip 9-0'ı kaçırırken kenardan hocası "senin ayağına sokiyim" diye bağırıyor. Bizim kaptana giden rakip defans, "bari bi geri pası kısa düşüreyim de gol atın" dese de, bizimkisi gururla falan alakası olmayan bir şeyler mırıldanabiliyor: "koşacak halim yok ki"

Çivilemeyi geçtim, kornerimiz olmadı ki.

American Beauty



"I'm great" - Kevin Spacey
Yes you're.

Hani biz marjinaldik

Gündüzünde ne yaptığımı tam hatırlayamıyor olabilirim. Kafamın kıyak olmasından değil, önem vermediğimden. Bir kaç fotoğraf işi sonrasında biraz ders çalışmak arasında S'ye mesaj atıyorum. Aşağı insene akşama. Bu sırada saat 8 sanırım, daha ne kadar akşam olması gerek bir fikrim yok. Sonra taksimdeyim diyor gelsene, tam da yemeğe oturacakken. Yemek ve sonra taksim yolları. 1.5 saat önce yaptığım programa göre akşam oturup 2.haftanın notlarını okumam lazım ama, dönünce okurum. Kafam güzel olursa yarın okurum, bütün gün evdeyim ya büyük mesele değil.

Çok garip değil, istanbul sokaklarındaki en gerizekalı şoförün otobüsüne binmiş olmam. Biraz olaylı ve gecikmeli saçma yolculuğun ardından Joker. Damsız almıyoruz. Damınıza hayran olduğumdan değil ki buradayım. Bakıp çıkmayacak olsam da arkadaş içerde. Ara. Arıyım iyi hoş da sen dışarıda beni zar zor duyuyorken o içeride telefonu nasıl duyacak. E sen de haklısın, gir tabii. Senin de amına koyayım o zaman.

Sonrasında geçen 4-5 saat herhalde, evi gözle görebilecek mesafedeyken biz niye kayışdağına gidiyoruz ki ? Sabah erkenden uyan ama uyanacaksan güzel uyan, uyuyamazsan da sebebin olsun. üşü ama en azından ısınabil. İçeriden gelen ses,yiyecek olarak döner ya da şinitzelimiz olduğunu söylüyor. Birinin kahvaltılık bir şey alması lazım sanki. Nutella mı nestle mi sorulacak soru değil ama nutella kötüymüş, patron o. Bir iki saate çıkma planları yap, çıkama, bir haftasonunu hiçbir şey yaparak harca. Ama gül. Çatlayana ve geberene kadar gül. Esasında bu bir şey.

İyi de Fred Durst ne alaka ama şimdi ?

14 Kasım 2009 Cumartesi

İspanyol Kafası

madrid

Hayattaki en büyük dileğim, sıradan bir İspanyol'un rahatlığına ulaşabilmek.
Bunun için İspanya'ya taşınmam gerekiyorsa da, taşınırım. Sorun değil.
Buralarda olmuyor zaten.

Fotoğraf Madrid'in göbeğinden, siesta olayı.

21



Sonlara doğru bir sahne yakalamıştım ama Vegas'la başbaşa kalın dedim. Vize haftasına girerken, dizi film gecesi kendime. Bunu yapmadan önce filmi seçemeyip herhangi bir kevin spacey filmini seçivermek, doğru yapmak.

---

The only thing worse than a loser is someone who won't admit he played badly.

13 Kasım 2009 Cuma

FlashForward - Define civilized



PrisonBreak'in geçen sezon bitmişliği, Lost'un hay olmaz olsunuşluğu, Heroes'un toparlanma çabaları ve himym'ın 20 dakikalık şovlarının arasına, sakız gibi uzamayarak tadında bırakılmasını umduğum FlashForward eklendi geçen haftalarda. Lost'tan Desmond'ın Penny'si ve Charlie var, karizmayı fena şekilde toplamış gözüküyor.

---

- You want to wager the fate of millions of people on the outcome of a poker game?
+ The gods did it all the time... Dice, chess, whatever took their fancy. They loved tinkering with the lives of those mere mortals.
- We're not gods, Simon
+ 20 million deaths on our shoulders. Isn't that what you said? If that doesn't qualify us for Godhood, tell me what does.

10 Kasım 2009 Salı

Şah mat!

“Satranç, hayat gibidir!.. Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü... Bazıları oyunun başında işe yarar, bazılarıysa sonunda... Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu! Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir.”

Adam Fawer - Olasılıksız